Aldous Huxley’nin 1932’de yayımlanan Cesur Yeni Dünya (Brave New World), bilimkurgu ve distopya türlerinde bir başyapıttır. Roman, gelecekteki bir toplumda bireyselliğin yok edilerek mutluluk ve istikrar uğruna insanların nasıl kontrol edildiğini anlatır. Genetik mühendislik, hipnopedya (uykuda eğitim), sınırsız tüketim ve duygusal uyuşma sağlayan ilaçlarla yönetilen bu dünya, insanları özgürlük ve mutluluk arasındaki tercihi sorgulamaya iter. Cesur Yeni Dünya, 20. yüzyılın en etkili distopik romanlarından biri olarak Orwell’in 1984 eseriyle karşılaştırılır ve günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan bir toplumsal eleştiri sunar.
Cesur Yeni Dünya Kitap Özeti
“Hey Cesur Yeni Dünya ki içinde böyle insanlar var!”
— Miranda, Shakespeare’in Fırtına adlı eserinde, deniz kazası geçirip sahile vuran saray mensuplarını ilk gördüğünde.
- yüzyılın ikinci yarısında, iki öngörülü kitap geleceğimize gölgesini düşürdü. Biri, George Orwell’in 1949’da yazdığı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört; totaliter bir devletin korkutucu tasavvurunu, Büyük Birader’i, düşüncesuçunu, YeniKonuş’u, bellek deliğini, işkence sarayı Sevgi Bakanlığı’nı ve insanlığın yüzüne sonsuza dek basan bir çizmenin tüyler ürpertici manzarasını sundu.
Diğeri ise Aldous Huxley’nin 1932’de yazdığı Cesur Yeni Dünya idi. Orwell’in aksine, Huxley totalitarizmin daha “yumuşak” bir versiyonunu sundu: Refahın gaddarlıkla değil mühendislikle, şişelerde büyütülen bebeklerle, hipnoz yoluyla telkinle, sınırsız tüketimle, rastgele cinsel birlikteliklerle ve insanları oldukları konumdan mutlu edecek şekilde programlayan bir kast sistemiyle sağlandığı bir dünya… Ve elbette soma ile, yani hiçbir yan etkisi olmayan, anında mutluluk veren bir ilaçla.
Soğuk Savaş döneminde Orwell’in distopyası daha gerçekçi görünüyordu. Ancak Berlin Duvarı 1989’da yıkıldığında, uzmanlar bir devrin sona erdiğini ilan etti. Alışveriş çılgınlığı zafer kazandı ve Cesur Yeni Dünya’nın tasviri giderek daha tanıdık hale geldi. 2001’deki 11 Eylül saldırılarından sonra ise tablo tekrar değişti. Görünüşe göre Sevgi Bakanlığı hâlâ bizimle; üstelik yetki alanı artık sadece demir perdenin ardındaki topraklarla sınırlı değil.
Diğer yandan, Cesur Yeni Dünya’nın geleceği de hâlâ aramızda. Alışveriş merkezleri her yerde yükseliyor. Genetik mühendislik alanında, zengin-gen ve fakir-gen kavramlarını ciddiye alanlar, genetik iyileştirme ve ölümsüzlüğe ulaşma planları yapıyorlar. Orwell’in baskıcı, katı düzeniyle Huxley’nin hazza dayalı düzeni aynı anda var olabilir mi? Ve bu nasıl bir dünya olurdu?
Bu yüzden Cesur Yeni Dünya’ya tekrar bakmanın zamanı geldi. Huxley’nin sunduğu mutluluk gerçekten arzulanan bir şey mi, yoksa büyük bir bedel karşılığında mı elde ediliyor?
Hikâyedeki kadın karakter Lenina Crowne, mavi gözlü ve güzel, aynı anda hem masum hem de baştan çıkarıcı biriydi. Onun için cinsellik yalnızca bir kibarlık meselesiydi. Ancak onu baştan çıkarmaya çalıştığı kişi, Vahşi John, farklı bir dünyadan geliyordu; romantizme, acıya ve bağlılığa inanıyordu. Birbirini arzulayan iki insanın bu kadar uzak olabileceğini gösteren güçlü bir sahneydi.
Cesur Yeni Dünya, bakış açınıza göre bir ütopya veya tam tersi, korkunç bir distopya olabilir. Sakinleri güzel, hastalıklardan ve endişelerden uzak ama kabul edilemez bir şekilde kontrol altında yaşıyorlar.
Ütopyalar her zaman gerçek dünyayı eleştirmek için yazılmıştır. Platon’un Devlet’inden, Thomas More’un Ütopyasına, Jonathan Swift’in Gulliver’in Gezileri’ne kadar birçok eser bu geleneği sürdürmüştür. Bu eserimizde, 19. yüzyılın bilimsel ilerlemeleri ve iyimserliği içinde yazılmış pek çok ütopyanın bir devamı gibidir.
Ancak Cesur Yeni Dünya, Viktoryen ahlakın tam tersine çevrildiği, tüketim zorunluluğunun norm olduğu, bireyselliğin yok edildiği bir dünya tasvir ediyor. Orada herkes mutlu… Ama gerçekten mutlu mu? İşte Huxley’nin bizi düşündürmek istediği asıl soru bu.